4 Ağustos 2008 Pazartesi

Modern Caz

1940'lı yıllarda cazda önemli değişiklikler olmaya başladı. Cazın insanlan eğlendirme amacına ters düşen bu değişimler, cazın çok farklı bir yöne kaydığı yorumlarına neden olsa da asıl değişim insanlann psikolojisindeydi.
Benny Goodman bir dans gecesinde çalarken insanları dans ettiremedi. İnsanlar artık bu müziği çok duymuş ve dinlemeye başlamışlardı. İsmini hatırlamadığım eski bir Amerikan filminde de sahnelenen bu olay, insanların psikolojik değişimlerini çok güzel gösteriyor.
Müzisyenler daha iyi eğitim almaya başlamışlardı. Daha çok müzik yapmak, daha uzun sololar atmak istiyorlardı. Louis'in açtığı yolla soloculann kalitesi yükselmişti. Swing dönemi, caz orkestralarında istedikleri solo olanaklarını bulamıyor, yaptıklaı en ufak değişikliklerle eleştiri oklarına hedef oluyorlardı. Thelenious Monk, çalıştığı orkestrada "zombi müziği" yapmakla suçlanmış, Dizzy Gillespie ise Cob Collabay'ın orkestrasında "benim orkestramda bu Çin müziğini çalmaktan vazgeç!" sözleriyle azarlanmıştı.
İkinci Dünya Savaşı insanlarda büyük huzursuzluk yaratmıştı. Zenciler üzerindeki baskı tekrar artmıştı. Sidney Beckefın Fransa'ya gidişi ile ilgili hikayeden bahsetmek lazım. Gemiden iner inmez ilk iş kendine bir ayna almış. Renginin değişip değişmediğini kontrol edip halen zenci olduğunu görünce şaşkınlığım; "İnanılacak gibi değil, hem zenci olacaksın hem de herkes tarafmdan insan muamelesi göreceksin!" sözleri ile ifade etmiş. Sanınm durumu daha net ortaya koyan bir olay olamaz.
Cazın merkezi ise New York'a kaymıştı. Radyo sektörünün gelişimi ve gece klübü sayısındaki artış neden olmuştu bu kaymaya. Savaş sonrası zaten iş bulmakta zorlanan insanlar, özellikle de müzisyenler için büyük bir firsattı bu.
Barlar özellikle Harlem'de, 52. caddede toplanmıştı. Dans geceleri ve Swing konserleri gece yarısına doğru son buluyor, iyi çocuklar bu saatten sonra evlerine dönerken, kötüler barlara gidiyordu. En çok ilgi gören barlar, bir caz orkestrasının da aranjörlüğünü yapan Teddy Hill'in işlettiği Minton's Playhouse ve Clark Monroe'nun sahibi olduğu Monroe's Uptown House'du. Bu iki bar Bibop'un da doğuş yeri olarak kabul edilir. Gece geç saatlere kadar bu barlarda "Jam Session"lar olurdu, yani mekana gelen müzisyenler çoğunlukla da Swing konserlerinde çalanlar barda çalmakta olan gruba ilave olur ve çalınan şarkılarda hünerlerini sergilerlerdi.
Buralarda müzisyenler toplumdan dışlanmış olmanın öfkesini müzikleriyle kusuyorlardı. Sinirleri zaten bozuktu insanların ve eğlenceli müzikler çalmak istemiyorlardı, buldukları melodiler irite ediciydi.
Bu sırada beyazlar zenci müziği dinlenmemesi için kampanyalar düzenliyorlardı. Tabii ki alıştıklan müziği artık beyaz müziği olarak kabul ediyorlardı. Zencilerin de ticari kaygı dışında bu müziği çalmak istememeleri düşünülürse bu pek de yanlış sayılmaz. Zencilerin beyazlara karşı nefreti artıyordu. Kendi yarattıklan müzikten, asıl parayı beyazlar kazanıyordu. Hiçbir zenci swingci Benny Goodman kadar meşhur olamamış ve onun kadar çok para kazanamamıştı. Zenciler artık beyazlann araklayamayacağı müzikler yapmak istiyorlardı. Monk bunu "Öyle bir müzik yapacağız ki araklayamayacaklar, çünkü çalmayı beceremeyecekler" sözleri ile çok güzel anlatmış.
Çalıştıklan yerlere, yaptıklan müzikleri anlamayan dinleyiciler geliyordu. Onlar da buna tepki olarak dinleyiciye arkalannı dönerek çalmaya başladı. Farklı olmak için her şeyi yapıyorlardı. Arkası dönük çalmanın etkisi ile seyircilerin yakalayamadığı bir diyalog vardı aralarında. Bir süre tuhaf bir saç şekli ile çıkıyorlardı sahneye. Bu taklit edilince sakallarını, o da olmaz ise dinlerini değiştiriyorlardı. Louis Armstrong, "hepsi, o acayip, hiçbir şey ifade etmeyen akordlar... ne dans edecek bir ritim ne hatırlayacak bir melodi alabiliyorsunuz" demişti bu müzik hakkında. Collier's'da yayımlanan bir makale, "Seslendiremezsiniz. Dans edemezsiniz. Hatta belki tahammül bile edemezsiniz. Bebop budur" diye yazıyordu.
Caz hakkında yapılan tüm yorumlar, yazılanlar, söylenenler, onların başarıya ulaştıklarının kanıtı idi. Müzikleri gerçekten kopya edilemiyordu. Melodiyi takip edemiyor, edebilseler bile; o hızda bir müziği çalmaya teknikleri yetmiyordu.
Müzisyenler daha rahat solo atabilmek için küçük gruplar kurmuşlardı (solo-duo-trio-quar-tet-quintet-sextet ve altı kişiden kalabalık olanla Extended combo-combination).
Eleştirmenlerin hedefi haline gelseler de dönemin müzisyenleri gerçekten müziği iyi biliyorlardı. Zaten 'blues' ve 'ragtime'dan doğar caz, diğer müziklerle etkileşimini bundan sonra da hep sürdürdü. Bebop'un ilk dönemlerinde de klasik müziğin, özellikle de modern bestecilerin etkisi vardı; Strawinsky, Bartok gibi... Latin müzikle etkileşimi ise Cu bop adını alacak boyutta idi.
Caz müzisyenleri en azından sanatçı kimliği edinmek istiyorlardı (sanat ve sanatçı kavram-larının üzerinde tartışmaya neden olmamak ve bulaşmamak için müzisyen olarak adlandırmayı sürdürüyorum). Charlie Parker yapılan bir körlemede (müzisyenin hiçbir ön bilgi verilmeden dinletilen parçalar hakkında yorum yapmasmm istendiği bir oyun) kendisine dinletilen "The song of the Nightingale" parçasını tanıdıktan sonra, besteciyi övgülere boğar ve Prokofiev, Hindemith, Debussy, Ravel gibi büyük isimler üzerine bir sohbet başlatır. Parker kariyerinin zirvesinde iken klasik müzik bestecisi Edgard Varese'den de beste dersleri almıştır. Bu derslerin karşılığını ise Varese'ye yemek yaparak ödediği rivayet olunur.
Her tepki gibi Bibop'ta sert üslubunu koruyamaz ve yumuşar. Bu yumuşama ise bu müziğin anlaşılmasını sağlar. Getirilen yeniliklerin, müziğin ve çalış tekniğinin farkına vanlmasını sağlar. Zamamnda hor görülen, anlaşılmayan bu müzik, günümüz müziğinin temellerine yerleşmiştir (tabii ki pop değil). Yumuşamadan sonra Bibop'un yumuşama öncesi hali bile, agresif dinamiği nedeni ile halen pek dinlenmese de kendisine daha saygın bir yer edinir.

Hiç yorum yok: